SON SAYI : Amme İdaresi Dergisi
SAYI : 2
TARİH : 2026-06-26
Bu çalışmada çoğulculuk kavramı ekseninde Anayasa Mahkemesinin kavramı kullanımı incelenecektir. Bu kapsamda öncelikle çoğulculuğun kavram boyutu ele alınacak, ardından Anayasa Mahkemesi içtihadında çoğulculuğun kavramsal kullanımı üzerinde durulacaktır. Ardından da öz bir değerlendirme sunulacaktır. Fakat burada ön bir tespit olarak, Mahkemenin içtihadında “siyasal-politik çoğulculuk” ve “kültürel toplumsal çoğulculuk” kavramlarını özel olarak kullanmadığını, bununla beraber bu iki alana da yansıyacak şekilde bir yaklaşım tarzı benimsediğini belirtelim.
MAKALELER
Çoğulculuk Kavramı ve Anayasa Mahkemesinin Kavramı Kullanma Tarzı
Bu çalışmada çoğulculuk kavramı ekseninde Anayasa Mahkemesinin kavramı kullanımı incelenecektir. Bu kapsamda öncelikle çoğulculuğun kavram boyutu ele alınacak, ardından Anayasa Mahkemesi içtihadında çoğulculuğun kavramsal kullanımı üzerinde durulacaktır. Ardından da öz bir değerlendirme sunulacaktır. Fakat burada ön bir tespit olarak, Mahkemenin içtihadında “siyasal-politik çoğulculuk” ve “kültürel toplumsal çoğulculuk” kavramlarını özel olarak kullanmadığını, bununla beraber bu iki alana da yansıyacak şekilde bir yaklaşım tarzı benimsediğini belirtelim.
-
Yazarlar : Semih Batur KAYA - Ömer KESKİNSOY
Sayfa No : 149-168
Anahtar Kelimeler : Ç o ğ u l c u l u k , S i y a s a l Ç o ğ u l c u l u k , S o s y a l Ç o ğ u l c u l u k , K ü l t ü r e l Ç o ğ u l c u l u k , A n a y a s a M a h k e m e s i
Leviathan’ın Soykütüğü: Kozmik Tehditten Toplumsal Düzene, Canavardan Baş Çobana
Kurucu meşhur metinlerin ‘iyi bilinen’ metinler sayılması, bazen, bunların söylemsel işleyişlerinin çözümlenmesine engel olabilmektedir. Başka deyişle, ezbere hatırlanan ana izlekleri, kurdukları şeyi nasıl kurabilmiş oldukları sorusunu karanlıkta bırakabilir. Hobbes’un, siyaset felsefesi için kurucu olduğu tartışma götürmez kitabı Leviathan bunun örneklerinden biridir. Çağdaş seküler devletin inşasında dinin devlet kontrolüne alınmasına yönelik ilk girişim sayılabilecek Leviathan, bu işi, bugün bize son derece yabancı olan bir yoldan giderek gerçekleştirir: Siyasi teoloji kapsamında, kutsal metinlere yeni bir yorum tarzıyla yaklaşarak. Bu makalede, Hobbes’un kutsal metin yorum yaklaşımı, söylemsel işlevlerin çözümlenmesi yoluyla irdelenmektedir. Bunun için öncelikle kitaba adını veren mitik varlık olan Leviathan’ın soykütüğü serimlenmekte, ardından bu soyküğünde Hobbes’un yaptığı değişiklikler, filozofun kutsal metin yorumu yaklaşımı bağlamında izlenmekte ve sonunda din alanının başat ve geleneksel yönetsel metaforu olan pastoralliğin Hobbes’un düşüncesinde sivil yönetime nasıl aktarıldığı üzerinde durulmaktadır.
-
Yazarlar : Fatma Berna YILDIRIM
Sayfa No : 169-194
Anahtar Kelimeler : K u t s a l m e t i n y o r u m u , S e k ü l e r l e ş m e , P a s t o r a l l i k , S i y a s i t e o l o j i , L e v i a t h a n
Esnek Üniter Devlet: Birleşik Krallık’ta 1998 Sonrası Asimetrik Yetki Devrinin Anayasal Mantığı
1998 tarihli İskoçya Yasası, Galler Hükümeti Yasası ve Kuzey İrlanda Yasası ile Birleşik Krallık (BK), Westminster merkezli üniter yapısını derinlemesine dönüştüren asimetrik bir yetki devri rejimine geçmiştir. Bu çalışma, söz konusu rejimin ne klasik üniter ne de yarı-federal bir form olarak kavramsallaştırılabileceğini; bunun yerine, esnek üniter devlet adı verilen ve üniter devletin alt formu olan bir devlet tipine işaret ettiğini ileri sürmektedir. Çalışma, (i) asimetrik yetki devri, (ii) Westminster’ın geri-alınabilir yasama üstünlüğünü ve (iii) 2022’de kurumsallaşan hükümetlerarası ilişki mekanizmaları mimarisini birlikte ele alarak bu kavramsal yapıyı sınamaktadır. Çalışma, karşılaştırmalı yasa analizine başvurarak ve siyasal gelişmelerin anayasal yapı üzerindeki etkilerini değerlendirerek, BK’de parlamenter egemenlik korunurken bölgelerin özerklik taleplerinin nasıl yönetildiğini tasvir etmektedir.
-
Yazarlar : Sercan YILMAZ
Sayfa No : 195-218
Anahtar Kelimeler : E s n e k ü n i t e r d e v l e t , a s i m e t r i k y e t k i d e v r i , B i r l e ş i k K r a l l ı k , p a r l a m e n t e r e g e m e n l i k , ö z e r k y ö n e t i m
Yerel Ölçekte Yönetsel ve Siyasal Temsilin Aracı Olarak Muhtarlık: Muhtarlığı Cumhurbaşkanının Perspektifinden Okumak
Bu makale, Türkiye’de muhtarlığın Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş sürecinin öncesinde ve sonrasında devlet iktidarı tarafından siyasal ve yönetsel düzeylerde nasıl yeniden konumlandırıldığını söylem analizi yoluyla incelemektedir. Özellikle 2015 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı himayesinde düzenli olarak gerçekleştirilen ‘Muhtarlar Toplantıları’, devlet iktidarının yerel ölçek ile ilişkilenme biçimi bakımından yeni bir süreci başlatmıştır. Çalışmada, 2015–2024 yılları arasında gerçekleştirilen ‘Muhtarlar Toplantılarında’ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan konuşmalar, MaxQDA24 yazılımı kullanılarak Bob Jessop’un devletin kurumsal bütünlüğünü tartışmak için ortaya koyduğu stratejik-ilişkisel yaklaşımı temelinde, devlet iktidarının üç biçimi (temsil, iç örgütlenme ve müdahale) üzerinden incelenmiştir. Bulgular, muhtarlık kurumunun salt yönetsel bir mekanizma değil, devlet iktidarının yeni hegemonik biçiminin köy ve mahalle ölçeğinde kurumsallaşmasını sağlayan stratejik bir unsur olduğunu göstermektedir. Böylece köy ve mahalle ölçekleri, modern ulus-devletin rızaya dayalı iktidar biçimlerinin yeniden üretildiği mikro-ideolojik mekânlara dönüştürülmektedir. Söz konusu dönüşüm ise özellikle siyasal söylem düzeyinde muhtarların, yönetsel ve mevzuat açısından açıkça tanımlanmamış olmakla birlikte, yerel ölçekteki etkin siyasal-yönetsel aktörler olarak konumlandırılması aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu durum, muhtarların hukuki statüsü ile fiili siyasal işlevi arasındaki ayrışmayı söylemsel düzeyde derinleştirerek onları devlet iktidarının hegemonik yeniden üretiminin yerel taşıyıcıları kılmaktadır.
-
Yazarlar : Ayhan Melih TEZCAN - Ufuk POYRAZ - Ayşe Çolpan KAVUNCU YALDIZ
Sayfa No : 219-254
Anahtar Kelimeler : M u h t a r l ı k , C u m h u r b a ş k a n ı S ö y l e m l e r i , D e v l e t İ k t i d a r ı n ı n B i ç i m l e r i , Y e r e l Ö l ç e k , S t r a t e j i k - İ l i ş k i s e l Y a k l a ş ı m
Four-Day Working Week Debates and Productivity: The Role of Informality and Public Policy Context
The transformation of working life after the Covid–19 pandemic has intensified debates on the reorganisation of working time and brought models such as the four–day working week (4DWW) to the forefront. However, the economic consequences of these arrangements across different institutional contexts remain underexplored. This study examines the relationship between working time and productivity from a public policy perspective. The analysis is based on a panel dataset covering 160 countries over the period 2015–2024 and employs the System Generalised Method of Moments (System GMM). The findings show that the strongest determinant of productivity is its lagged value, indicating a high degree of path dependency. In contrast, working time variables are not statistically significant. Informality, however, has a negative effect on productivity, particularly in low– and middle–income countries. In sum, the results suggest that working time policies alone do not generate productivity gains, and that their effectiveness depends on institutional structures and the level of informality. These findings highlight the importance of context–sensitive policy design.
-
Yazarlar : Evin MİSER - Erdem CAM
Sayfa No : 255-278
Anahtar Kelimeler : F o u r – D a y W o r k i n g W e e k ( 4 D W W ) , W o r k i n g T i m e , L a b o u r P r o d u c t i v i t y , I n f o r m a l E m p l o y m e n t , P u b l i c P o l i c y
Mezopotamya’da Kamu Düzenini Koruma Mekanizması Olarak Asılsız Suçlama/İftira Hükümleri
Bu çalışma, Eski Mezopotamya hukukunda ve sosyal yaşamında iftira olgusunu hem yasa koleksiyonları hem de dava tutanakları ve şahıslara ait çeşitli yazışmalar üzerinden analiz etmeyi amaçlamaktadır. Antik çağda da günümüzde olduğu gibi tüm iddialar gerçekliği ifade etmemekteydi. Ortaya atılan iddialar kanıt ya da şahitler yoluyla doğrulanmalı veya asılsız suçlamalar ortadan kaldırılmalıydı. Bunu sağlayacak olan ise hukuk sistemiydi. Mezopotamya hukuk anlayışına göre iftira aile birliğine, mülkiyet haklarına ve kamu düzenine karşı bir tehdit olarak algılanmıştır. Bu tehdidin önüne geçmek ve adaleti sağlamak amacıyla ortaya atılan iddialara kanun hükümleriyle ispat yükümlülüğü getirilmiştir. Bu hükümler hırsızlık, büyücülük, cinayet, zina gibi çeşitli yasa ihlalleriyle ilgili iftiraları ve cezai yaptırımlarını içermektedir. Ayrıca yalan tanıklık yoluyla mahkemeyi yanıltma eğiliminin de önüne geçmeye çalışan kanun maddeleri mevcuttur. Ciddi bir suç kategorisinde değerlendirilmiş olan iftira suçu, para cezalarından ölüm cezalarına kadar çeşitli yaptırımlarla karşılık bulmuştur. Bu makalede hukuki metinlerdeki teorik çerçeve çizildikten sonra siyasi, kurumsal ve ekonomik içerikli özel mektuplar ve mahkeme tutanakları gibi Mezopotamya’nın zengin arşivinden bazı belgelere yer verilerek bu hükümlerin pratikteki karşılığı değerlendirilmiştir. Özellikle III. Ur Hanedanlığı dönemine tarihlenen bir mahkeme kaydı, iftira suçunun ölüm cezası ve maddi kayıp gibi radikal sonuçlarını somut olarak delillendirmektedir. Bu çalışmada Mezopotamya uygarlıklarında asılsız iddia/iftira yoluyla adaleti yanıltmanın, kamu düzenini sağlama amacıyla büyük bir suç olarak değerlendirilerek devlet otoritesi ve toplum düzenini ilgilendiren bir kamu hukuku meselesi olarak ne şekilde ele alındığı incelenmiştir.
-
Yazarlar : Hayrunnisa OKUR
Sayfa No : 279-308
Anahtar Kelimeler : A s ı l s ı z S u ç l a m a , İ f t i r a , H u k u k S i s t e m i , K a n u n l a r , M e z o p o t a m y a .
A Brief Analysis of Cigarette Consumption and a Proposal for Amendments to Law No. 4207 on the Control and Prevention of Harms of Tobacco Products in Türkiye
Despite public and civil society initiatives to combat cigarette addiction, which began in the early 20th century and have continued to grow in the 21st century, there has been a significant increase in cigarette use globally. Countries have been forced to implement awareness-raising initiatives to combat the use of tobacco products in the face of this unavoidable increase. While these initiatives have had positive effects, they have not been able to achieve the desired momentum in reducing the rate of increase in smoking addiction. In such cases, countries revise their domestic legal regulations over time and establish new strategies. In this context, almost all countries are working to develop the most effective legal regulations. In Türkiye, despite significant initiatives to combat tobacco addiction since 2003, they are still insufficient. Therefore, this study will propose recommendations to increase the effectiveness of initiatives in Türkiye. Within this context, the study will first evaluate the stages of tobacco and tobacco product consumption habits, then provide explanations regarding the past and future of the increasing smoking addiction in Türkiye. The study will also provide information on smoking consumption and prevention worldwide, with a focus on specific countries. Additionally, the study will also include a legal regulation proposal that proposes changes to Law No. 4207 to help combat cigarette addiction.
-
Yazarlar : Safa KOÇOĞLU GÜRSOY
Sayfa No : 309-338
Anahtar Kelimeler : S m o k i n g A d d i c t i o n , F i g h t A g a i n s t S m o k i n g , S m o k i n g B a n s , L a w N o . 4 2 0 7 , P r o p o s a l t o a m e n d t h e l a w
Kamusal Borç Refahı Kurumlarının Yönetimi ve Kriz Dinamikleri: Toplu Konut İdaresi ve Kredi ve Yurtlar Kurumu
Türkiye’de kamusal borç refahı kurumlarının 2000’ler sonrasında yeniden yapılandırılmasının, düşük gelirli hanehalkları ile gençlerin finansal içerilmesinde oynadığı merkezi rol ve bu dönüşümün devlet-toplum ilişkisini nasıl yeniden biçimlendirdiği literatürde sınırlı ölçüde tartışılmıştır. Bu çalışma, TOKİ ve KYK örnekleri üzerinden kredi temelli sosyal politika tasarımının alacaklı devlet ile borçlu vatandaş arasında asimetrik bir ilişki kurarak, kamunun üstlenmesi gereken maliyet, sorumluluk ve riskleri hanelere nasıl aktardığını ve bu aktarımın yarattığı yapısal çelişkileri incelemektedir. Bu çerçevede TOKİ ve KYK, bütçelerinin göreli özerkliği, finansal piyasalardan kısmen muaf konumları ve geniş idari takdir alanları sayesinde, hane halklarının gelecekteki gelirlerine bağlanan uzun vadeli borç ilişkilerinin merkezi kurumsal aktörleri olarak işlev görmektedir. Çalışmanın temel bulgusu, düşük enflasyon ve görece makroekonomik istikrar koşullarında sürdürülebilir görünen bu borç refahı rejiminin 2018 sonrasında hızla kırılganlaştığıdır. Enflasyona endeksli geri ödeme mekanizmaları, kur ve fiyat şoklarının maliyetini kamusal düzeyden hane halklarına aktararak borçluları fiili risk yüklenicileri haline getirmiştir. Borç refahı rejiminin kriz koşullarında borçlu vatandaşlar tarafından nasıl deneyimlendiğini ortaya koymak amacıyla, 2022-2025 döneminde Şikayetvar platformunda yayımlanan toplam 3.082 TOKİ ve KYK şikâyeti tematik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Analiz, borcun toplumsal yeniden üretimi destekleyen bir araç olmaktan çıkarak barınma ve eğitim gibi temel ihtiyaçları koşullu ve güvencesiz hale getiren bir yönetim tekniğine dönüştüğünü, borçlu vatandaşların gündelik deneyimleri üzerinden görünür kılmaktadır. Böylece çalışma, borç refahı rejiminin kriz koşullarında ulaştığı yapısal sınırları görünür kılmakta ve krediye dayalı sosyal politika modelinin yüksek enflasyon ve istihdamsız büyüme koşullarında yeni eşitsizlikleri ve toplumsal gerilimleri pekiştirdiğini göstermektedir.
-
Yazarlar : Havva Ezgi DOĞRU ZIRIĞ
Sayfa No : 339-370
Anahtar Kelimeler : B o r ç r e f a h ı , b o r ç s o s y o l o j i s i , k r e d i t e m e l l i s o s y a l p o l i t i k a , e k o n o m i k k r i z , d e v l e t - t o p l u m i l i ş k i s i